O BENi SEVİYOR

 (öykü yerine)

 

Uzun yıllardan beri çeşitli gizemli işaretlerle bilinen, kalbimden geçen en gerçeküstü isteklerimi inanılmaz mucizelerle gerçekleştirerek karşımda şaha kalkan İlahi Sevgi itiraflarının en sarsıtıcısı - 13 yaşındaki oğlumun içi ağrı ve sevgi dolu gözlerle yüzüme dikilerek ağlamaklı, dakika başı:

“Seni seviyorum ...”, demesi oldu.

İlk günler bu evlat şefkatinin tatlılığından duygulanarak çocuğu sarsam, yanaklarından, gözlerinden öperek, kendimi dünyanın en mutlu annesi saysam da, gün geçtikçe, haddini aşan bu sevgi itiraflarından gıcık olmaya başladığımı, sonradan bıktığımı, bunaldığımı hissederek, çocuğa kızdım. Oğlum başını eğmiş, gözlerine dolan yaşı yanağından gizlice akıtsa da, sevgi itirafları devam ediyordu.

Günler böylece geçerdi, beni bilgisayarın arkasından, odaların uzak köşelerinden sürekli takip eden oğlum kitap okuduğum, telefonla konuştuğum, yazı yazdığım zamanda yanımda belirir, içi gittikçe derinleşen gözlerini yüzüme dikerek kederden boğularak:

“Seni çok seviyorum, anne ...”, diyor, ben  sinirlerime dokunan bu söz yığnağından sinirleniyor:

“Bunu ne kadar söyleyeceksin?”, diyerek, ayağa kalkıyor, sinirle söylediğim sözlerimin onu nasılsa kırmadığını, sadece öylesine rüzgar gibi geçip gittiğini görünce  tekrar sinirden boğuluyordum.  

Sonunda o yere vardı  ki, beni bu acımasız sevgi yağmurundan kurtarmak kararına gelmiş kocam çocuğu yanına çağırıp azarladı, odasına gönderip tüm akşamı ordan çıkmayı ona yasakladı.

      ... O gün Rüstem akşam boyunca odasından çıkmadı, akşam olsa da, odanın elektiriği açılmadı.

       Tüm akşamı biz, sebebi kendimize de belli olmayan anlaşılmaz günah hissiyle oturma  odasında oturarak, televizyon seyrediyormuş gibi yaptık. Biraz sonra kocam şaşkın, ve ya korkulu gözlerle yüzüme bakarak, dikkatle:

“ Bir bak istersen, n`apıyormuş orda? ..”, dedi.

        Ben ayağa kalkarak sakince Rüstem'in odasına yaklaştım, kapıyı hafifçe aralayarak içeriye baktım ve gördüğüm manzaradan şaşırıp kaldım.

     ... Rüstem yüzükoyun yatağına uzanmıştı, kapının açıldığını, benim odaya girdiğimi fark etse de, yerinden kıpırdamadı.

Ben dizlerimin titrediğini hissettim. Yatağa yaklaşarak, çocuğun yanında oturdum, başını okşayrak yavaşça:

“Neden böyle yapıyorsun yavrum? ..”, dedim. “ Küçücük çocuk gibi davranıyorsun.”

Rüstem bir süre konuşmadı, beni hiç duymamış gibi, parmağının ucunu bile, kıpırdatmadı. Bir süre sonra  derin uykudan uyanmış gibu bana baktı.

Ağlamaktan şişip kızaran gözleri yine yaşla doluydu.

“Seni çok seviyorum.”, dedi ve yanağına yuvarlanan yaş damlasını elinin arkasıyla silip, acı dolu gözlerle odanın loş karanlığında yüzüme baktı.

 

... Ve ben bu gencecik vücudun taşımaya gücünün yetmediği bu o büyük Sevgiyi - sınırsız merhameti kendinde güçle barındıran bu genç gözlerin derinliğine çökmüş sonsuz  ufuk enginliğinin ufacık kısmını gördüm ... Nefesim şaşkınlıktan tutularak, beni çoktandır gıcık eden acımasız sevgi itiraflarının sahibinin hiç de bu 13 yaşındaki okul öğrencisi olmadığını, sonunda anladım.