ÜNLÜ GÜRCÜ YAZAR “AZATLIK” ROMANI HAKKINDA YAZDI

 

Ünlü Gürcü yazar, gazeteci Davit Şemokmedeli Azerbaycan Halk Yazarı Afak Mesut’un Gürcistanda yayınlanmış “Azatlık” eseri hakkında makale yazdı.

“Azertaç” Gürcistan edebiyat gazetesi “Literaturuli Sakartvelo” da (Edebi Gürcistan) yayınlanmış makaleni dikkatinize sunmaktadır.


Davit Şemokmedeli

 Gürcistan Rustaveli Birliğinin genel başkanı,

Galaktion Tabidze Ödülü alan, yazar-gazeteci

 

Afak Mesut Eserleri Gürcüce

Gürcü edebiyatı güzel bir olayı yaşamakta – okurlar ünlü Azerbaycan yazarı Afak Mesut’un “Azatlık” eseri kitap olarak yayınlandı. Kitapta eserle birlikte yazarın 11 öyküsü yeralmakta. Eserin Gürcüceye tercüme edilmesi büyük edebi geleneğe sahip iki komşu milletin – Gürcü ve Azerbaycan edebi ilişkilerinin yeni aşaması başlatıldı. Bu tür faydalı edebi ilişkilerin devam ettirilmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz.

Eseri Azerbaycancadan Gürcüceye ünlü yazar İmir Memedli çevirmiştir. İmir Memedli gözümüz gibi koruduğumuz manevi deyerimiz olan Şota Rustaveli’nin “Kaplanderili Savaşçı” eserini Azerbaycancaya çevirmiştir. O ülkemizin en yüksek ödülü – Devlet Ödülünü kazanmıştır. İmir Memedli uzun süredir Azerbaycanda yaşamasına rağmen ustalıkla tercüme ettiği bu eserde çeviri dili olarak Gürcücenin tüm anlatım zenginliğini ortaya koymuştur.

Eserin bazı muhteva inceliklerinden konuşmadan önce geniş okur kitlesine Afak Mesut’un özgeçmişinden bazı kısımlar anlatırsak merak doğuracağını düşünüyorum: Halk Yazarı, Emektar Sanat Hizmetkarı, Rusya Pyotr Bilim ve Sanat Akademisi asli üyesi, Azerbaycan Devlet Tercüme Merkezi Yönetim Kurulu Genel Başkanı Afak hanım Bakü Devlet Üniversitesi Gazetecelik bölümü mezunu; birçok öykü, roman, oyun ve makale yazarıdır. Başarılı bir edebi yazar olmanın yanı sıra, sürekli tercümeler yapmaktadır. İster Batı, ister Doğu edebiyyat örneklerinden çevirileri vardır. Bu anlamda özellikle tasavvuf edebiyatını vurgulamak gerekir. Yazarın birkaç eseri sahneleştirildi. Onun senaryolarına filmler yapılmıştır. 2000’de Viyana Üniversitesi Afak Mesut eserleri konusunda doktora tezi çalışmaları yapmıştır. Yazar tiyatro sanatının gelişimine verdiği katkılara göre defalarca Türksoy madalyası ile ödüllendirildi. 2005’de Türkiye Kültür Bakanlığı, Türksoy ve Avrasya Yazarlar Birliği’nin birlikte hazırladığı “Uluslararası Sahne Eserleri Yazma Yarışmasında” birincilik ödülü kazandı, Gürcü edebiyatının tercümesi ve tanıtımına göre Gürcistan Yazarlar Birliği “Kültür Elçisi” adını ve diyer ödülleri kazanmıştır.

“Azatlık”- son yıllar yazılan eserlerin en önemlilerindendir, azat, özgür olmanın gerçek yüzünü gösteren karmaşık, mecaz yüklü bir romandır. Ayrıca psikolojik bir roman olduğu açıkca görülmektedir. Yazarın yazı metodolojisini “Rasyonel romantizm” tarzına ait etmek mümkün. Eser büyülü gerçeklik çalarlarıyla da zengindir. O pasif alt bilinç gizli katmanlarını ustalıkla açmaktadır. Öğle bir alt biliç ki, uyandığı zaman insan düşüncesi ve kaderine etki ede bilecek güce sahiptir.

 

“Azatlık” eserinde gerçek ve gülünç diktaturanın bir birine kavuştuğu, anarşizmle yönetimin bir birine karıştığı tipik bir eski sovyet devleti yönetimi tasvir edilmiştir.

Bu devleti dünyanın her hangi bir devleti ile kiyaslamak mümkündür. Sanki eserde geçen olaylar Gürcistanda gelişmekte. Bunu eski sovyetlerde yaşayan her bir okur kendi ülkesi olduğunu hissedebilir. Zira gelişen olaylar onlara da tanıdıktır.

Romanın kahramanları şaşkınlık içindedirlerş onlar gerçekliğin ve röyaların sınırlarını kaybetmişler, neyin gerçek, neyin düş olduğunu bilmemektedirler. Gerçek olanın sınırlarını çize bilmek tarih boyunca felsefenin araştırdığı karmaşık bir konudur. Neyin gerçek, neyin hakikat olduğunu anlamak gerçekten zordur.

“Azatlık nedir?” – romanın ana düşüncesi budur. Bazı dini metinler Azatlık ve hürriyeti – hakikati anlamak olarak addetmekte. İncil diyor: “Hakikati anla, hür yaşa”. Gerçekliğin hakikatini anlama çabası tüm zamanlarda dünya felsefesinin çözemediği bir sorun haline gelmişti.  Bu konu ezoterizmin de ilgilendiği soru olmuştur – Rudolf Steiner’in “Azatlık felsefesi” gibi....

“Azatlık” romanı kahramanları da böyledir, onlar gerçekliğin hakikatini düşünmüyorlar...Bağımsızlığını daha yeni kazanmış ülkede “azatlık” mevhumunun anlaşılmaması yüzünden genel insanlar bunu zorakılık ve anarşi gibi telakki etmekte, toplumun bir kısmı için azatlık gereksiz, anlamsız bir şeydir.

Böyle bir hürriyet örneğine Lev Tolstoy’un “Zuhur” romanında raslıyoruz. Nehlyudov kullarını özgür bırakırken onlar itirazlarını gizledemez, efendilerine şikayet ederler: “Ne yanlışımız, ne kötülüğümüz oldu ki?

Afak Mesut eserinde de kahramanlardan biri aynı yaklaşım sergilemektedir: “...Miletin gerçek özgürlüğünü, ülkenin hakiki bağımsızlığını kaim etmek yerine, özgürlük ve hürriyet için sürekli mücadele gösterisi yapmaktadırlar...”

Yazarı rahatsız eden – tahrif edilmiş devlet modelinde “azatlık” mevhumunun doğru anlaşılmaması, bunun anarşi ve sorumsuzluk gibi addedilmesidir. Bu durum toplumun maneviyyatının çöküşünü hazırlayacak onu dejenere edecektir. Böyle bir devletin nevrotik durumunda gerçeklikten uzak, onun ötesinde olaylar tasvir ediliyor, roman bizi aynı derecede hem gerçek, hem de rüya alemine götürmektedir. Rüyalar burada kahramanları acımasız tehlikelerden önceden haberdar eden hayaletlerdir. Bu bize tanrıların kısasından nasıl kurtulacağını rüyalarında gören hatırlatmaktadır. Eserin kahramanları uykularında farklı bir dünyanın tanıklarına dönüşmekte, uzun yıllar yatmış  alt bilinçler uyanarak aktif bir boyuta geçmektedir..

Böyle bir uyanma romanla beraber kitapta bulunan 11 öyküde de geçer ve okurun gizli bilincinin uyanmasına sebep olmaktadır. Metinlerin genel özelliklerinden biri – derin psikolojik boyutdur. Ana düşünce yüzeysel değildir, derin katmanlarda gizlenmiştir.genelde ana düşünce sembollerle anlatılmakta. Buna örnek “Tavşanın Ölümü” öyküsüdür. Erkek ve kadın duygularından bahseder, bu eserde “in” ve “yan” arasında olan sevgi azlığından oluşan sönük ilişkiler hakimdir.

“Beyaz tavşan” sevgi sembolü, kirpi ise yalnızlık ve dengeni temsil eder, kadın ve erkek duygularının kavuşması, kahramanlar arasında oluşan yüksek, romantik ilişkilerin sembolüdür.

“Romeo ve Juliet” trajedi olsa da, iyimser sonlukla bitmektedir, sevgi ölmez, tam tersi zafer çalmaktadır. “Tavşanın Ölümü” eserinde ise kahramanlar yazarın bize sunduğu acımasız gerçeklikte yaşıyorlar. Fakat her bir şeyin özü olan sevgi yoktur, yani “Beyaz tavşan” ölmüştür.

Afak Mesutun diyer eseri de bunun gibi psikolojik gidişata, nüanslara sahiptir ve son derece etkilidir.

Yazarın kelamı derin, manalı ve etkilidir. Olaylar yüksek sanat zevki ve estetik boyutlarla tasvir edilmekte. Onlardan yalnız bir kaçını hatırlatmak yeterli olacaktır: “...İlk günler piyano klavyeleri üzerinde, sanki bataklıktan geçer gibi korkarak, parmak uçlarıyla dokunan Rena bir kaç ay sonra geniş akorlarla Mozart’ın “requemi”ni çalmaya başladı...” (“Alman Kilisesi”), “Yüzünde dert ve acının izleri görülmekteydi...”(“Tavşanın Ölümü”), “Rüzgar bir daha eserek çatıda bir şeyleri kökünden koparıp attı.” (“Kaza”) ve başkaları. Böyle misalleri istediğiniz kadar getire biliriz.

 Bahsettiğimiz eserde de bu tür ilginç noktalarla karşılaşmaktayız: “...Kültür bakanı – eski agronomist resmi kararla violonseli müzik aleti kısmından sildirdi: “Kaman, trombon hadi neyse bir işe yarıyor, fakat bu violonsel neye gerek? Aynen büyük kaman gibidir, sadece bir ucunu yere koyarak çalıyorsun”.

Sunuç olarak şunu söylemek isterim ki, çok değerli Azerbaycan yazarı olan Afak Mesut’un eserlerini okuyan Gürcü okurunu ileride çok ilginç, hoş anlar beklemektedir.

         “Literaturuli Sagartvelo” (Edebi Gürcistan)

5 temmuz 2019